kola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Para Üstü Bahşiş Olarak Kalmasın Diye Kartla Ödeme Yaptı

29 Mayıs 2007: Fransız sinemasının melek yüzlü asi oyuncusu Gilbert Boyer, en yakın arkadaşlarıyla evinde vereceği PES+Kola+Pizza partisi için bütün gün evi temizlemiş, bulaşıkları yıkamış ve birikmiş çöpleri sokağın başındaki çöp tenekelerine atmıştı. Arkadaşlarıyla, partinin saat 20.00'de başlaması konusunda daha önceden anlaşmışlardı. Kolayı, arkadaşları gelirken alacaklardı. Playstation evde zaten hazırdı, geriye bir tek pizza kalıyordu.


Arkadaşları, daha önceden anlaştıkları gibi saat tam 20.00'de evdeydiler. Hemen hangi pizzaları yiyeceklerini seçip telefonla sipariş vermeye koyuldular. Tam sipariş verilmiş, karşılıklı "İyi Akşamlar" denilmiş ve telefon kapatılacakken, benzerine nadir rastlanacak çok garip bir olay gerçekleşti! Olaya tanıklık eden arkadaşları daha sonraları bu olay hakkında "Dahice!", "Zekice düşünülmüş!", "Tam bir başyapıt!" sözcüklerini kullanacaklardı.


Siparişi veren Gilbert, tam telefonu kapatacakken bacaklarında bir sızı, göğsünde bir sıkışma, beyninde bir ısınma yaşadı. Sanki tüm vücudunu dolaşan yüksek miktarda elektrik, kafasının içinde bir ampul yakmıştı! Ve bu aydınlanmayla, o tarihe düşecek isteği yaptı telefonun ucundaki kişiye: "Gelirken POS makinesi de getirebilir misiniz? Kartla ödeme yapacağım da."


Siparişi alan kişi o anda ne kadar önemli bir olaya ortak olduğunu tabii ki bilmiyordu, bunu sıradan bir istek gibi düşünmüştü. Oysa ki Gilbert'in evinde durum farklıydı. Gilbert'in arkadaşları, nakit ödeyeceklerini belirtmişlerdi çünkü. Ve Gilbert'in neden POS makinesi istediğini çok merak ediyorlardı.


28 dakika sonra siparişleri geldiğinde, 27.8 Euro tutan hesabı ödemek için kartını uzattı Gilbert, sakince ödemesini yaptı ve siparişi getiren kuryeye "Kolay gelsin" diyerek kapıyı kapattı. Kapıyı kapatmasıyla derin bir sessizlik çöktü evin içine, herkes az önce yaşanan inanılmaz olayı fark etmişti ve bunun yarattığı şoku atlatmaya çalışıyordu:


Eğer nakit ödemeye kalksalar, "Abi bozuk para yok muydu? Ben yanıma almamışım da." diyerek 2.2 Euro'luk para üstünün üstüne yatmaya kalkışacak kuryeye, kredi kartıyla tam ücret kadar ödeme yaparak hiç para kaptırmamışlardı!
Böylece tarihte bugün Gilbert Boyer, para üstü bahşiş olarak kalmasın diye siparişini nakit para yerine kredi kartıyla ödedi!


Bu çakallığı ilk fark eden insan olarak tarihe geçen Gilbert Boyer, bu şekilde biriktirdiği paralarla daha sonraları dünyanın en zenginleri listesine tam 7639. sıradan girmeyi başardı! Kendisi halen Paris'te, bu yolla biriktirdiği paralarla geçimini lüks içinde geçirmekte, bulduğu çakallık ise üniversitelerin Ekonomi bölümlerinde ders olarak anlatılmaktadır. FriendFeed ile Paylaş

Kolaya Su Katan Anne

5 Eylül 1975: Tarihte bugün ilk kez bir anne, daha az zararlı olsun, asitini alsın diye çocuğunun kolasına su kattı.

İngiltere'nin Bristol şehrinde hayatlarını sürdüren Brown ailesi toplamda 3 kişiydi; Mr Brown, Mrs Brown ve 3 yaşındaki çocukları David Jr. Brown. Şehrin dış kesimlerinde kendilerine ait bahçeli bir evde yaşamaktaydılar. Mr ve Mrs Brown ikisi de ilkokul öğretmeniydiler.

Evleri pembe panjurluydu, pencerelerinden bembeyaz çiçekler sarkmaktaydı. Bahçeleri büyük olmamakla birlikte, yaşlı ve büyük bir çam ağacı bulunmaktaydı. Bu ağacın dallarından birine de küçük David için bir salıncak asılıydı.

Mr ve Mrs Brown, modern anne babalardı. Bir sürü gelişim kitabı okuyor, küçük David'i ona göre yetiştiriyorlardı. Hem çok korumacı, ama aynı zamanda da çocukları girişkenliğini kaybetmesin diye gerektiğinde özgürlükçüydüler. David'e hep klasik müzik dinletirler, sağlıklı besinler yedirirlerdi.

75 senesinde bugün, akşam saatlerinde kapıları çalındı. Kapıyı açtıklarında, en sevdikleri komşuları Mr ve Mrs Green ile karşılaştılar. Mr Green, işyerinde terfi almış ve bunu kutlamak için bir şişe şampanyayla gelmişlerdi.

Şampanya hemen patlatıldı ve kadehlere döküldü. Tam içeceklerdi ki, Mrs Green küçük David'i gördü. "Aaaaa, David bize katılmadan olmaz. Bir dakika geliyorum." dedi ve mutfağa koştu. Bir süre sonra elinde bir bardak kolayla geri döndü. "Küçük David'in şimdiden alkolik olmasını istemeyiz değil mi?" diye gülümseyerek bardağı David'e verdi.

Ama o anda Mrs Brown telaşlandı. David'e, sağlıksız olduğunu düşündükleri için kola içirmiyorlardı. Ama Green ailesinin bu mutlu anının tadını da böyle küçük bir şey için kaçırmak istemiyordu. Ne yapacağım diye düşünürken, küçük David bardağı yavaş yavaş dudaklarına doğru götürmeye başlamıştı bile.

Derken Mrs Brown'ın aklına şahane bir fikir geldi. Işık hızıyla mutfağa gidip elinde yarım bardak suyla geri döndü. David'in elinden kola bardağını alıp bir kısmını kendisi içti ve ardından o tarihi hareketi gerçekleştirdi: Kolanın üstüne su ekledi!!!

Hayatında ilk kez kola içecek olan David, sulu kolanın tadını pek yadırgamadı ve sulu kolasını sonuna kadar içti. Bu arada Brown ve Green aileleri de kutlamalarına devam ettiler.

O anda orada bulunan hiç kimse, tarihi bir olaya tanıklık ettiğinin farkında değildi. Küçük David daha sonraki günlerde tekrar kola istedi, Mrs Brown da sulu kola taktiğine devam etti. Bir kaç komşusu bunu gördüler ve onlar da kendi çocuklarına aynı taktiği uygulamaya başladılar. Mrs Brown, kendi okulundaki velilere de tavsiye etti bunu, derken bu uygulama bütün dünyaya yayıldı.

Bugün neredeyse çoğu annenin uyguladığı bu taktiğin mucidi, Mrs Brown'dı. Günümüzde bu uygulamanın, kolaya şeker atılması gibi değişik çeşitleri de ortaya çıkmıştır. Mrs Brown sayesinde anneler hem çocuklarını üzmüyorlar, hem sağlıklarıyla oynamıyorlar, hem de mevcut kolanın daha uzun gitmesini sağlıyorlar.
FriendFeed ile Paylaş

Kola Bardağıyla Şerefe Yaptı

27 Ağustos 1998: Tarihte bugün ilk defa, içki masasında oturup da içki yerine kola içen birisi arkadaşları "Şerefe!" yaparken kolasıyla şerefe yaptı.

Bir grup üniversite öğrencisi o gece yaz okulunun bitimini kutlamak üzere soluğu Nevizade'de almışlardı. Çoğunluğu üniversite 1. sınıfı yeni bitirmişti ve kutlama denilince akıllarına arkadaşlarından duydukları Nevizade dışında bir yer gelmiyordu. Üstelik yine çoğunluğu hayatlarında doğru düzgün içki de içmemişlerdi.

Ama bu sefer kararlıydılar. Çok zor bir seneyi geride bırakmışlardı ve artık günaha girmenin tam zamanıydı. Bunu hak etmişlerdi. Bu gece çok içip sarhoş olacaklar, bir sürü güzel kıza asılacaklardı.

İçlerinde Ahmet isimli bir genç de vardı. Mutaasıp bir ailenin 3. çocuğu olan Ahmet, o güne kadar içki içmeyi bırakın, böyle bir ortama dahi girmemişti. Ama üniversite onu da çok yıpratmıştı. Arkadaşlarının "Oğlum çok eğlenicez lan! Hadi sen de gel bak süper oluyo çok eğleniyoruz oğlum. İçmezsin nolcak yaa??" çağrılarına daha fazla kulaklarını tıkayamamış, içinde büyüyen o büyük meraka yenik düşmüş ve arkadaşlarının peşine takılıp gelmişti.

Herkes bira siparişi vermiş, aralarından bazı daha tecrübelileri adeta hava atarak votka istemişlerdi. Ahmet ise sadece kola istemişti. İçkileri beklerken muhabbet iyice koyulaştı, herkes tam moduna girdi.

İçkiler geldiğinde herkes daha içmeden sarhoştu aslında. Hepsi birlikte içkilerini kaldırdılar ve "Şerefeeee!!!" diye bağırmaya başladılar. Ahmet o kadar moda girmişti ki, kola içtiğini unutmuş, sanki o da alkollü bir içki içiyormuş edasına kapılmıştı. Masanın ortasında havada birleşen içkilere, o da yüzünde mutlu bir sırıtışla kolasını kaldırarak eşlik etti ve o tarihi an gerçekleşti!


Ahmet'in arkadaşları bir anda donup kaldılar, neye uğradıklarını şaşırdılar. Gülüşmeler, konuşmalar kesildi, herkes birden ciddileşti. Bununla beraber ne olduğunu anlamayan Ahmet'in yüzündeki sırıtma da yavaş yavaş silindi. "Noldu beyler?? Neden sustunuz?" derken, elindeki kola bardağını o da fark etti ve dehşete düştü!

"Hacı, o elindekinin kola bardağı olduğunun farkındasın dimi??" diye Ahmet'e soranlar oldu. Ahmet, başını yavaşça evet anlamında salladı, ama büyük bir cesaret örneği göstererek kolasını indirmedi! Ne yapacağını bilemeyen ortamdaki diğer gençler, "iyi peki madem, hadi şerefe" diyerek onunla şerefe yaptılar.

İşte o gün Ahmet'in kazandığı büyük zafer, daha sonraki nesiller için bir örnek teşkil etti. O günden sonra içkili bir ortama girip içki içmeyen, ama ortamdan büyük bir keyif alan kişiler kolalarını, meyve sularını, ice tea'lerini havaya kaldırıp "Şerefe!" dediler, ortama eşlik ettiler.
FriendFeed ile Paylaş

Yemekten Önce Kolayı Açıp Da Getiren Garson

22 Ağustos 1956: Geçmişte bugün ilk kez bir garson, şişesinin kapağını açtığı kolayı yemekten önce masaya getirdi.

İzmir'deki Öz Leziz Lokantası, döneminin orta sınıf aile lokantalarından birisiydi. Menülerinde çorba, her çeşit ızgara ve tatlı bulunuyordu. Alkollü içki bulunmamaktaydı. Fiyatları da gayet uygundu. Bu uygun fiyatlar sayesinde de çok müşteri çekmekteydi.

Ancak lokantanın sahibi Eşref Kamil, daha çok kar etme amacı güdüyordu. Küçük hesaplar peşindeydi. Bir gün kasanın başında yine hesap işleriyle uğraşırken, aklına dahiyane bir fikir geldi. Hemen şef garson Önder Toprak'ı çağırdı ve kulağına bir şeyler fısıldadı.

Yılların eskitemediği emektar garson Önder Toprak, duyduklarına inanamadı. Gözleri fal taşı gibi açıldı! "Ama efendim... 40 yıllık garsonluk hayatımda hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım!" dediyse de, maaşını patronu ödediği için çaresiz kabul etti.

O gün Gümüş ailesi, lokantaya ilk kez gelmişlerdi. 4 köfte ve 4 kola siparişi vermişlerdi. Siparişlerini, Önder garson aldı. 5 dakika sonra Önder garson masaya geri geldi, ama bu sefer elinde 4 tane kapağı açılmış kola şişesi ve 4 tane de boş bardak ile birlikte.

İşte tarihteki bu önemli olay, aslında o anda gayet sönük gerçekleşti. Kolalar bardaklara döküldü ve masaya bırakıldı, sonra da Önder garson mutfağa geri döndü.

Köftelerin gelmesine kadar geçen 20 dakikada, kolaların bütün asitleri kaçmaya başladı. Kolanın asiti kaçınca tadının gittiğini düşünen Gümüş ailesi üyeleri de, hem kola ziyan olmasın diye, hem de önlerinde açık duran kolanın karşı konulamaz çekimine karşı koyamadıkları için yudum yudum kolalarından içmeye başladılar. Sadece evin babası Ahmet Bey kolasına hiç dokunmadı.

20 dakika sonra köfteler geldiğinde, 3 kola tamamen bitmiş, 1 kolanın ise gazı kaçmış ve ısınmıştı. İçilemez haldeydi! Yemeklerini yemeye başlayan Gümüş ailesi, köftelerin kuru kuru boğazlarından geçmediğini anlayınca, 4 kola daha sipariş ettiler. Ve işte o anda, lokanta sahibi Eşref Bey'in yüzünde bir zafer ifadesi yerleşti. Bu küçük çakallığı sayesinde, bir kerede 4 kola daha satmıştı!

O günden sonra, bir çok lokanta aynı taktiği izlemeye başladı. Gelen müşterilerine sormadan, kolaları kendileri açıp öyle götürdüler masaya, üstelik asitinin kaçacağını bile bile.
FriendFeed ile Paylaş