skip to main |
skip to sidebar
13 Eylül 1974: Tarihte bugün bir adam, denizden çıkan babasını yedi.
Bir balıkçı kasabasında yaşayan Faruk Kalkan, balıkçılıkla geçiniyordu. Deniz kenarında küçük bir evde babasıyla birlikte yaşıyordu. Deniz ürünlerine bayılırdı, sabah akşam balık, midye, kalamar vs. yerdi. Kendisine en sevdiği yemek sorulduğunda, "Her türlü deniz ürününü severim. Denizden çıkan herşeyi yerim. Denizden babam çıksa yerim!" cevabını verirdi.
Faruk Kalkan bir sabah uyandığında evindeki buzluğa bakınca hiç balık kalmadığını görünce şok olmuştu. Karnı çok acıkmıştı ve balık sezonu henüz açılmamıştı! Balık olmadan açlıktan ölebilirdi!
Paniğe kapılan Faruk Kalkan, aceleyle babasının odasına koştu, ama babası odasında değildi. Ne yapacağını şaşıran Faruk Kalkan, koşarak evden çıkıp sahile doğru gitti.
Babası Şahin Kalkan, sabah erkenden uyanıp denize yüzmeye gitmişti. Denizde yüzerken, oğlunun panik içinde evden çıktığını gördü. Ne olduğunu öğrenmek için kıyıya yüzdü ve denizden çıkmaya başladı.
Babasının denizin soğuk sularından çıktığını gören Faruk Kalkan, midesinden gelen seslere engel olamayarak babasına saldırdı ve onu bir lokmada yutuverdi!
Komşuların haber vermesiyle olay yerine gelen polis ekipleri, Faruk Kalkan'ı tutuklayıp cezaevine götürdüler. 2 ay tutuklu kaldıktan sonra doktor raporuyla akli dengesinin yerinde olmadığı kanıtlanan Kalkan, daha sonra serbest bırakıldı.
12 Eylül 1980: ............................
10 Eylül 1989: Takvimler 1989 yılının 10 eylülünü gösterirken, tarihte ilk kez birisi sandaletin içine beyaz çorap giyerek sokağa çıktı.
Mesut Güler, 56 yaşında bir emekliydi. Her yıl haziran ayı geldi mi eşiyle birlikte doğru Ayvalık'taki yazlığına gider, eylül ayı ortalarına kadar da yazı orada geçirirlerdi. Gündüzleri erkenden kalkar, yazlığının balkonunda kahvaltısını yapar, gazetesini okur, akşamları da arkadaşlarını çağırıp okey oynarlardı.
O sene yaz biraz serin geçmişti. Eylül ayı geldiğinde, hava daha da soğudu. Ama Mesut abi(amca denmesinden hoşlanmıyordu), eşinin "hadi dönelim artık İstanbul'a, havalar soğudu" demelerine rağmen yazlıkçı modundan çıkamıyordu. Daha zamanı gelmemişti.
Hala kısa şortlarla, bel çantalarıyla gezerken, 10 Eylül sabahı kalktığında biraz hayalkırıklığına uğramıştı. Hava bulutluydu ve iyiden iyiye soğumuştu. Eşi Melahat Hanım, yine aynı isteğini tekrarladı, eve dönelim artık dedi. Yine de Mesut abiyi ikna edemedi. Emekli olduktan sonra artık iyice inatçı birisi olup çıkmıştı. Bu durumu da inat meselesi yapmıştı.
Eşi kahvaltıyı hazırlarken, onun da gidip gazete ve ekmek alması gerekiyordu. Balkona çıkıp hava nasıl diye baktı, gerçekten üşümüştü. Yine de yazlıkçı modundan çıkıp kalın şeyler giymeyi gururuna yediremiyordu. Ne yapsam diye düşünmeye başladı.
Melahat Hanım mutfakta kahvaltıyı hazırlıyordu. Mesut abinin evden çıkıp kapıyı kapattığını duydu sadece. İşine devam etti.
Mesut abiyi sokakta görenler gözlerine inanamadılar. Başında şapkası, üstünde kısa kollu bir gömlek, altında bermuda şort şeklinde kısa bir eşofman. Ama asıl olay, ayakkabılardı! Beyaz çorap giymiş, üstüne de sandaletleri çekmişti!
Mesut abinin tek yaptığı, hava soğuk olduğundan ayakları üşümesin diye çorap giymekti. Ama tabii ki onu ilk görenler kendilerini gülmemek için zor tuttular. Oysa ki Mesut abinin o anda yaptığının yeni bir moda akımı yaratmak olduğunu hiç biri bilmiyordu tabii ki!
Mesut abiyi o gün görenler arasında, zamanının büyük modacılarından biri de vardı. Bu modacı bu tasarımdan o kadar etkilenmişti ki, Paris'e geri döndüğünde bunu kendi kreasyonlarında kullanmaya başladı. Bu kreasyonlar modada adeta bir devrim yarattı, yeni bir akım başlattı!
O günden sonra sandalet içine (beyaz) çorap giymek iyice yaygınlaştı, moda oldu. O ünlü modacı daha sonraları yaptığı röportajlarda, "Böyle bir akımı nasıl başlattınız?" sorularına hep aynı cevabı verdi: "Aslında bu akım için, Ayvalık'ta gördüğüm bir adama teşekkür etmek istiyorum. Bu kreasyon aslında benim değil, onun fikridir. Ben sadece biraz daha şekil kattım."
Böylece Mesut abi, tarihteki yerini almış oldu. Onun bu cesur hamlesi ile bugün insanlar sandalet altına beyaz çorap giyebiliyorlar.
6 Eylül 1994: Tarihte bugün ilk kez bir adam çalışmayan televizyon kumandasını dizine vurarak çalıştırmayı denedi.
Olayın asıl kahramanı Metin Kaçık, koyu bir Bizimkiler hayranıydı. En çok da "Benim Adım Cemil" karakterini sever, boş zamanlarında onun taklidini çalışır, arkadaş ortamlarında da uygulardı.
İşte 93 senesinin 6 eylül akşamı TRT'de haberleri izliyordu Metin, spor haberlerini. 3 kişilik geniş çekyatına uzanmış, başının altına yastığını koymuş, bir elinde de kumandası vardı. Rahatı yerindeydi, kalkmaya hiç niyeti yoktu.
Spor haberleri bitti, Metin tembelce uzaktan kumanda üzerindeki 2 tuşuna bastı, ama hiç bir şey olmadı. Tekrar bu kez daha sert bastı, ama yine kanal değişmedi...
Zaman geçiyordu, dizinin başını kaçıracaktı, kumanda çalışmıyordu ve yerinden kalkmaya da çok üşeniyordu! Yani çok zor bir durumdaydı!
Düğmeye bastı, bastı, daha da sert bastı, derken en sonunda sinirlenip kumandayı dizine sertçe vurdu!!! Tamamen istemdışı olarak sinirden yapılmış bir hareketti, ama mucize o anda gerçekleşti!
Metin 2 tuşuna bastığı anda, kanal değişiverdi!!! Kumanda tekrar çalışıyordu! Nasıl olmuştu bilmiyordu ama bir mucize gerçekleşmiş ve kumanda çalışmıştı.
Ama bu sevinci birden kursağında kaldı. Çünkü değiştirdiği kanalda Bizimkiler değil, bambaşka bir program vardı! O anda kafasına dank etti; Bizimkiler bu hafta başlamıyordu ki, dizi daha tatildeydi!!!
Yaşadığı bu büyük hayalkırıklığıyla boğuşurken, kumandanın mucizesini unutuverdi. Ne zaman ki ertesi gün tekrar kanalı değiştirmek için kumandayı kullanmaya çalıştı, kumandanın çalışmadığını tekrar fark etti. Ve o anda da, önceki gün başarmış olduğu mucize aklına geldi ve aynı tekniği uygulayarak kumandayı tekrar çalıştırmayı başardı.
Bu tekniği en yakın dostu Mustafa'yla paylaşı; Mustafa o akşam karısıyla paylaştı; karısı ertesi gün mahallenin kadınlarıyla altın gününde bunu paylaştı ve bu teknik yayıldı. O günden sonra, kumanda tamircileri işsiz kaldılar.
Günümüzde artık çok yaygın olan bu teknik, neredeyse herkes tarafından uygulanmakta. Ama ne yazık ki çok az kişi, bu tekniğin Metin Kaçık'ın eseri olduğunu bilmektedir.